Sayın
Bakanım, Saygıdeğer Delegeler, Basınımızın Değerli
Mensupları,
Türkiye Petrol Jeologları Derneği, TMMOB Jeofizik
Mühendisleri Odası ve TMMOB Petrol Mühendisleri Odası adına Türkiye 18.
Uluslararası Petrol& Doğal Gaz Kongre ve Sergisine hoş geldiniz diyor,
açılışı onurlandırdığınız için hepinize teşekkür ediyorum.
Hepinizce malum olduğu üzere, ülkelerin kalkınmasında
vazgeçilmez girdilerden biri olan enerji ve enerji türleri içerisinde en önemli
paya sahip olan petrol ve doğal gazın küreselleşen Dünya politikasındaki
stratejik rolü, önemini sürdürmektedir.
Küresel ekonomik krizin ardından 2010 yılında Dünya
enerji talebi 2009 yılına göre % 2lik bir artış göstermiştir. 2009 yılında 1,33
trilyon varil olan Dünya petrol rezervi 2010 yılında % 10 artarak 1,46 trilyon
varile ulaşmıştır. 2009 yılında yaşanan ekonomik krizin etkilerinin azalması
ile yükselişe geçen petrol fiyatları 2010 yılında varil başına ortalama79,4 $
olarak gerçekleşmiştir.
2009 yılında 187,6 trilyon m3 olan doğal gaz
rezerv miktarı ise, 2010 yılında 188,3 trilyon m3e yükselmiştir.
2010 yılı içerisinde doğal gaz fiyatlarında düşüş yıl boyu devam etmiştir. Son
yıllarda gelişen konvansiyonel olmayan (unconventional) üretim teknikleri ve LNG
ticareti, doğal gaz arzında artışa, fiyatlarda ise düşüşe neden olmuştur.
Değerli Konuklar, Petrolün ilk bulunuşundan bu yana
aranıp, üretilmesi, taşınması ve rafine edilmesi Dünyanın her yerinde ve her
ülkesinde stratejik öneme sahiptir. Özellikle yerli petrol kaynaklarının
değerlendirilmesi, ekonomik faydalarının yanısıra, stratejik açıdan
vazgeçilmezdir.
Türkiyenin birincil enerji tüketiminin % 62si petrol
ve doğalgaz ile karşılanmaktadır. Enerjide dışa bağımlılığımız % 75 iken,
petrolde % 93, doğalgazda ise % 97 oranındadır. 2010 yılında ülkemizin petrol
ithalat faturası bir önceki yıla göre % 38.6 artarak 21 milyar 30 milyon dolar,
doğalgaz ithalat faturası ise, % 22 artışla 14 milyar 158.6 milyon dolar olarak
gerçekleşmiştir. Türkiye toplam ithalatının % 19 unu petrol ve doğalgaz ithalatı
oluşturmaktadır.
Enerjide % 75 oranında dışa bağımlı olan ülkemizin ucuz,
sürekli, güvenilir, sürdürülebilir şekilde kaynaklara ulaşabilmek için ulusal ve
kamusal çıkarlara dayalı enerji stratejisiyle programlar tasarlaması ve
uygulaması gerekmektedir. Enerji verimliliği ülkemiz ekonomisinin gelişimine çok
önemli katkı sağlayacak bir parametredir.
Küresel enerji talebindeki artışa paralel olarak,
ekonomik gelişme ve refah düzeyindeki yükselme ile birlikte, Türkiyenin enerji
ihtiyacı da hızlı bir şekilde artmaktadır. 2023 yılına kadar, ülkemizin petrol
ve doğal gaz ithalatına ödeyeceği faturanın 500 Milyar Doların üzerinde olacağı
öngörülmektedir.
Değerli Konuklar, Ülkemizde 1934 yılından 2010 yılı
sonuna kadar 76 yıllık süreçte, toplam 3932 adet kuyu açılmış olup bunların
1517si arama, 740ı tespit, 1556sı üretim, 31i enjeksiyon ve 88i istikşaf
kuyusudur. Bu kuyularla yaklaşık 7350 kilometre sondaj yapılmıştır. Açılan bu
arama kuyuları sonucunda ise 128 adet petrol sahası ile 65 adet doğalgaz sahası
keşfi yapılmıştır. Bu sahalardan 2010 yılı sonuna kadar 133.5 milyon ton ham
petrol ve 11.03 milyar m3 doğalgaz üretimi
gerçekleştirilmiştir.
2010 yılı sonu itibariyle kalan üretilebilir yurtiçi
toplam petrol rezervimiz 291,5 milyon varil (43,14 milyon ton) olup, yeni
keşifler yapılmadığı takdirde, bugünkü üretim seviyesi ile yurtiçi toplam ham
petrol rezervlerimizin yaklaşık 17 yıllık bir ömrü bulunmaktadır.
2009 yılı sonu itibariyle kalan üretilebilir yurtiçi
toplam doğal gaz rezervimiz ise 6,2 milyar m3tür. Yeni keşifler
yapılmadığı takdirde, bugünkü üretim seviyesi ile yurtiçi doğal gaz
rezervlerimizin 8,6 yıllık bir ömrü bulunmaktadır.
Türkiyedeki petrol sahalarının % 10u 25-500 milyon
varil rezerve sahip iken, kalan % 90ın rezervi 25 milyon varilden azdır. Başka
bir deyişle, Türkiyede keşfedilmiş petrol sahalarının % 90ı küçük saha % 10u
ise orta büyükte saha sınıfındadır.
Bu rakamlar; enerji bağımlılığımızın ne kadar
derinleştiği hakkında bilgi sağlarken, kaynak çeşitliliğinin hayata
geçirilmesinin önemine de işaret etmektedir. Öncelikle; ülkemizin kendi
kaynaklarını aramak, geliştirmek, üretmek ve en uygun biçimde ekonomiye
kazandırmak zorundayız. Özellikle Güneydoğu Anadolu ve Trakya bögesinde gelişen
teknolojiye bağlı olarak oluşturulacak arama ve üretim stratejileri ile yeni
alanların keşfi ve ekonomiye kazandırılması mümkün
olacaktır.
Değerli Konuklar, Mevcut petrol potansiyelimizin
tespiti, üretilmesi ve ekonomimize kazandırılması için kara alanlarımızın yanı
sıra, son yıllarda denizlerimizdeki arama faaliyetlerine de ağırlık verilmiştir.
Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artış, gelişen teknolojiye paralel olarak
azalan üretim maliyetleri, yoğun tanıtım programı, Karadeniz Havzasını, petrol
şirketlerinin ilgi odağı haline getirmiştir. Derin deniz aramacılığında yapılan
yatırımların oldukça büyük riskler taşıması nedeniyle, uluslararası şirketlerle
riskler paylaşılarak faaliyetler sürdürülmektedir. Karadeniz, jeolojik olarak
zamanda ve mekanda farklı playlere sahiptir ve bunların sabırla ve hassas
şekilde çalışılarak test edilmesi gerekmektedir.
Mısır ve İsrail deniz alanlarında gerçekleştirilen
zengin doğal gaz rezervleri Doğu Akdenizin önemini artırmıştır.
İsrail-G.Kıbrıs-Lübnan ve Mısır eksenli paylaşım anlaşmalarında Ülkemizin
seyirci değil aktör olması için K.Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin statüsünün
uluslararası alanda belirlenmesi ve bu gücün kullanılması
gerekmektedir.
Değerli Konuklar, sektörde faaliyet gösterecek gerçek
yatırımcı şirketlerin ülkemize kazandırılması için halen yürürlükte olan 6326
sayılı Petrol Yasası yerine; özel sektör ve yabancı yatırımcıya sağlanan teşvik
yanında kamu işletmeciliğimiz ya da milli petrol şirketimiz TPAOnun konum ve
işlevlerinin sürdürülebilir esasta korunduğu, eşit fırsatlar yaratılarak
rekabetin desteklendiği, keşfi yapılmış petrollerin geliştirilmesi ve üretimi
yanında özellikle aramaların teşvik edilmesini hesaba katan, çıkarların devlet
ve yatırımcı arasında adil bir şekilde paylaşılmasını sağlayan, yönetim ve
denetimdeki etkinliği mükemmel kılan yeni bir yasanın hazırlanması
kaçınılmazdır. Bu kapsamda, TMMOB Jeoloji, Jeofizik ve Petrol Mühendisleri
Odaları ile Türkiye Petrol Jeologları Derneğince hazırlanan metin geçtiğimiz
günlerde tüm sektör temsilcileri ile paylaşılmıştır.
Değerli Konuklar, yerli kaynaklarımızın limitli olması
ve üretimde kaydedilen düşüşler yanısıra, Ülkemiz, enerji ikmalini farklı dış
kaynaklardan güvence altına alma konusunda, coğrafi olarak çok avantajlı bir
konumdadır. Yurt dışındaki kaynakların aranması ve üretilmesi sürecine, kendi
şirketlerimizle katılıp hisse sahibi olmak ve bunların taşınma yolları üzerinde
güvence elde etme alternatifleride mutlaka değerlendirilmelidir. Bu kapsamda
geçmiş yıllarda Azerbaycan ve Kazakistanda hayata geçirilen projelere ek olarak
Irak, İran ve Libyadaki ortak işbirliği girişimleri olumlu
gelişmelerdir.
Gücünü tarihsel derinliğinden alan Türkiye, gerek Dünya
petrol ve doğalgazının % 70 inden fazlasına ev sahipliği yapan Ortadoğu, Orta
Asya, Hazar ve Rusya Federasyonu, gerekse bu zenginliğin Türkiye üzerinden
aktarılması amacıyla gerçekleştirilen boru hattı projeleri sayesinde batılı
tüketicilerin seçim yapabileceği kaynak sayısını çoğaltırken, doğulu
üreticilerin ise seçim yapabilecekleri pazar kapsamını genişleterek rekabetin
gerçek manada artırılmasına aracılık etmektedir.
Türkiye, Orta Doğu ve Asyadaki hidrokarbon varlığının
batıdaki pazarlara ulaşmasında oynadığı doğal köprü veya enerji koridoru rolü
yanında, bir terminal ve pazar olma şansını da kullanmak durumundadır.
2000li yıllarda Rusyanın yoğun muhalefetine rağmen
gerçekleştirilen BTC projesi ile bu gün 1.000.000 varil petrol günlük olarak
Ceyhana akmakta, önemli oranda doğal gaz Türkiyeye gelmektedir. Avrupaya göre
oldukça avantajlı konumda yer alan ülkemizin halen doğal gazda % 60ın
üzerinde Rusyaya bağımlı olması
anlaşılır bir husus değildir. Özellikle Dünya rezervlerinin önemli bir bölümüne
sahip olan Türkmenistan, Azerbeycan, İran ve Iraktaki kaynakların ülkemize
yönlendirilmesi kaynak çeşitlendirmesi için önemlidir. Türkiyenin, Orta Doğuya
açılımı Kafkaslara alternatif olmamalıdır. 2010 yılı içinde Rusyanın
Kazakistan, Azebeycan, Türkmenistan üzerindeki etkinliği ve buradaki kaynakların
kendi ülkesi üzerinden Ayrupaya pazarlanmasına seyirci kalınmamalıdır. Nabucco
bir an evvel hayata geçirilmelidir.
Irak-Türkiye Gaz boru hattı inşa edilmelidir.
Değerli konuklar, bugün Irak kanıtlanmış 143 milyar
varil üretilebilir petrol rezervi, 3.1 trilyon m3 üretilebilir doğal
gaz rezervi ve ülkenin sadece 1/3 ünün aranmış olması geri kalan 2/3 ünün ise
yeterince aranmamış olması ile cazibesini korumaktadır. Bunun yanında bu güne
kadar keşfedilen sahaların çoğu da teknik yetersizlik ve ekonomik kısıtlar
yüzünden geliştirilmeyi beklemektedir.
Aralık 1979 da Irak üretimi günde 3.7 milyon varil iken
2009 yılı ortalama üretimi günde 2.34 milyon varildir. 20 yılda ilk defa Şubat
2011de günlük 2.6 milyon Varil seviyesine ulaşılmıştır. Ortalama doğalgaz
üretimi ise, günde 40 milyon m3 iken, sahalarda yakılan doğalgaz
miktarı günlük 20 milyon m3 dür.
Mevcut Irak hükümeti 2017ye kadar günde 6 milyon varil
petrol ve yılda 16 milyar m3 doğal gaz ihracı planlamaktadır. Bunun
için bugünkü verilerle 50 milyar $ yatırıma ihtiyaç duyulmaktadır. Irak bu
çekiciliğinin yanı sıra arama, geliştirme ve üretim masrafı varil başına 2,5 $
ile en düşük değerlere sahip bölge ülkesidir. Türkiyenin coğrafi, tarihsel ve
kültürel yakınlığı, lojistik imkanları ve kabiliyeti ile teknik donanımı da
dikkate alındığında önemli avantajlara sahip olduğu görülebilmektedir.
Kerkük- Yumurtalık boru hattı kapasitesi günlük 1.6
milyon varil iken, ancak günlük 650.000 varil kapasite ile çalışmaktadır.
Irakta faaliyet göstermekte olan şirketlerin en önemli sorunlarından birisi
üretecekleri petrolü nakletme ve pazarlamadaki güçlük, ikinci önemli sorun ise
merkezi hükümet ile kuzeydeki yerel yönetim arasındaki anlaşmazlıklardır.
Türkiye Cumhuriyeti her ne olursa olsun Türk petrol şirketlerinin Iraktaki
faaliyetlerini desteklemeli ve Kerkük- Yumurtalık boru hattının ise tam
kapasiteyle çalışması temin edilmelidir.
2010 yılında konvansiyonel olmayan gaz üretiminde önemli
gelişmeler yaşanmış, Kuzey Amerikada artan konvansyonel olmayan gaz üretimi
Dünyanın diğer bölgelerinde de konu ile ilgili atılımlara neden olmuştur. Bu
kapsamda, yapılan çalışmalarda Türkiye Avrupa ülkeleri arasında öncü ülke olarak
dikkat çekmektedir. Gelecekte gerçekleştirilecek konvansiyonel olmayan metodlar
ile yapılacak üretimle önemli kaynak sağlanması
beklenmektedir.
Değerli Konuklar, Kuzey Afrika ve Orta Doğunun
çevrelediği Doğu Akdenizde baş gösteren politik duraysızlık ve halk
ayaklanmaları gündemimizdeki ağırlığını giderek artırıyor. Tunusta geçen yılın
sonlarında fitili ateşlenen halk hareketlerinin, iç dinamikleri yanında dış
dinamiklerininde son derece önemli olduğu ve bu dinamiklerin beraberinde
getirdiği Domino Etkisi nin; Mısır, Libya, Suudi Arabistan, Bahreyn, Ürdün,
Suriye, Umman ve Yemen gibi Arap ülkelerini de etkisi altına aldığını
görüyoruz.
2011 yılında da Dünya ekonomisinin büyümeye devam
etmesi, enerji talebinde artışın sürmesi beklenmektedir. Yaşanan gelişmeler
petrol fiyatlarının 100 $ın üzerine sıçramasına neden olmuştur. Japonyada
yaşanan nükleer tehdite bağlı olarak bu kaynağın güvenilirliğine yönelik
endişeler, alternatif enerji kaynaklarına yatırımın hükümetlerce teşviki,
Meksika körfezinde yaşanan kaza ve sonrasında çevre bilincine bağlı olarak
gelişen yaptırımlar ve maliyet artışları, mevcut anlaşmalarda şirketler aleyhine
yaşanan yaptırımlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrikada yaşanan siyasi olaylar Süveyş
Kanalında olası bir sorunun enerji arzına etkileri göz önüne alındığında uzun
vadede petrol fiyatlarının artış trendini sürdürmesi beklenmektedir.
Özellikle Çin ve Hindistan gibi yüksek büyüme oranına
sahip ülkelerin talep artışına bağlı olarak teşvik ettikleri şirketleri vasıtası
ile pazarda aktif rol alma girişimleri, pek çok şirket için olduğu üzere,
ülkemiz şirketlerinin rekabet gücünü de zora sokmaktadır. Ülkemizin dışa
bağımlılığının azaltılması noktasında petrol sektöründe faaliyet gösteren
şirketlerimizin benzer şekilde teşvik edilmesi
gerekmektedir.
Son yıllarda iklim değişikliğine yönelik çalışmalar
artmıştır. 2011 yılı BM İklim Değişikliği Konferansında gelişmekte olan
ülkelerin karbon salınım hedeflerine ulaşmakta ihtiyaç duydukları kaynakların
görüşülmesi planlanmaktadır. İklim değişikliğine taraf ülkelerin bu konuda
atacakları adımların ülkelerin enerji politikaları, fosil yakıtların kullanımı
konularında etkili sonuçlar doğurması beklenmektedir.
Değerli Konuklar, Doğal gazın yaygın olarak kullanıldığı
bütün ülkelerde olduğu gibi, Türkiyede de doğal gaz talebi mevsimlere göre
değişmekte, kış aylarındaki talep yaz aylarındaki talebin iki katına kadar
çıkabilmektedir. Bu nedenle, yaz aylarında talep fazlası gazın saklanabileceği,
kış aylarında da saklanan bu gazın artan talebi karşılamak için kullanıma
sunulabileceği gaz depolarına uzun süredir ihtiyaç duyulmaktadır.
Kasım 2010 itibariyle Dünyada 647 tesis, toplam 335,6
milyar m3 kapasite ile, doğal gaz depolama konusunda faaliyet
göstermiştir. Kuzey Amerika, 402si ABDde ve 50si Kanadada olmak üzere 452
depolama tesisi ile Dünya depolama tesislerinin % 70ine sahiptir. Avrupada
131, Bağımsız Devletler Topluluğunda 52 ve Asya-Okyanusyada ise 12 tesis
bulunmaktadır.
Bu kapsamda, ülkemizin biri denizde diğeri karada olmak
üzere toplam 1,6 milyar m3 kapasiteli Silivri Yeraltı Doğal Gaz
Depolama Projesinde 13 Nisan 2007 tarihinde depolanan gazın geri üretimine
başlanmıştır. Ancak, ülkemiz doğal gaz talebinin artması ve dışa bağımlılığın
getirebileceği risklerin önlenebilmesi için depolama kapasitesinin 2009 yılında
2,7 milyar m3e, 2016 yılına kadar 2,8 milyar m3e
arttırılması planlanmaktadır. Doğal gaz arz güvenliği noktasında depolama
kapasitesini kısa sürede artıracak projelerin hayata geçirilmesi
şarttır.
Değerli Konuklar, Türkiyede İzmit, İzmir, Kırıkkale ve
Batman olmak üzere toplam dört adet rafineri faaliyet göstermektedir. Ülkemizde
2010 yılında 2,1 milyon yarı mamülün yanı sıra 19,6 milyon ton hampetrol
işlenmiş ve 20,6 milyon ton petrol ürünü üretilmiştir. EPDKya lisans
başvurusunda bulunan ve lisans alan çeşitli şirketlerin yanı sıra diğer
başvuruların da kabul edilmesi ile Ceyhanda toplam 15 milyar Dolar civarında
yatırım planlanmış olup, kısa sürede hayata geçirilerek bir çok avantaja sahip
olan Ceyhanın uluslararası enerji merkezi haline getirilmesi
sağlanmalıdır.
Değerli Konuklar, Petrol sektöründe çalışan teknik
elemanlar, temel üniversite eğitiminden sonra, dinamik bir işyerinde süreklilik
arz eden hizmet içi eğitimlerle ve işbaşında, projelere aktif katılımla ancak 10
yılda yetişebilmektedir. Çok hızlı gelişen sektörde elemanların güncel
bilgilerle donanmış biçimde uluslararası platformlarda rekabet edebilmesi için
ayrıca belirli aralıklarla yurtiçi ve yurt dışı eğitimlere tabi tutulmaları
şarttır. Bir petrol şirketinin asli görevi petrol arama ve üretimi ise bu
faaliyetleri yürüten jeolog, jeofizikçi ve petrol mühendisleri şirketin çekirdek
kadrosunu oluşturur ve taşıdıkları uzmanlık, sorumluluk ve çalışma koşulları
gereği ücret ve özlük hakları yönünden ayrıcalıklı olma
durumundadırlar.
Değerli Konuklar, Avrupanın enerjide dekarbonizasyon
hedefine ulaşabilmesi için 2050 yılında enerji talebinin en az % 20 sinin
jeotermalden karşılanması öngörülmektedir. Bu nedenden dolayı önümüzdek yıllarda
yenilenebilir enerji konusunda jeotermal enerjinin anahtar rol oynayacağı
öngörülmektedir. Ülkemizin jeotermal enerji potansiyeli de göz önüne alındığında
bu sektörde yatırımların artarak devam etmesi
gerekmektedir.
Değerli Konuklar, Özetle; Üretici ülkelerdeki politik ve
ekonomik istikrarsızlıklar, hızla büyüyen enerji talebi, projeler için gerekli
finansal ihtiyacın teminindeki güçlükler, üretici ile tüketici arasındaki ticari
yollardaki arz kesintileri, çevre konusunda artan hassasiyete bağlı çevresel
yükümlülükler, petrol fiyatlarındaki dalgalanmaların ekonomiler üzerindeki
etkileri göz önüne alındığında ülkemiz için;
Değerli konuklar, IPETGAS 2011 konferans ve
sergisi süresince sunulacak teknik bildiri ve gerçekleşecek panellerde oluşacak
görüşlerin ülkemizin petrol aramacılığı, enerji koridoru olma yolundaki
projeleri ve bölge ülkelerinde oluşacak fırsatları değerlendirmede izlenecek
stratejilerin belirlenmesi için çok önemli katkılar sağlayacaktır.
Konuşmama son vermeden once; bu organizasyonun
gerçekleştirilmesinde desteklerini esirgemeyen ETK Bakanlığımız başta olmak
üzere, Kamu kuruluşlarımız PİGM,TPAO,BOTAŞ,MTAya, Panelimize katılarak bizleri
onurlandıran siyasi parti temsilcilerimize, çağrılı konuşmacılarımıza, özgün
bildirileri ile sektöre katkı sağlayan bilim insanlarına, siz değerli
katılımcılara, yoğun emek sarfederek bu güzel organizasyonu tertip eden
organizasyon komitemizin değerli üyelerine, Organizasyonu gerçekleştiren FLAP
TURa, maddi desteklerini esirgemeyen tüm sponsor ve sergi katılımcılarımıza
şükranlarımızı sunarken, hepinize güzel Ankaramızda hoşça vakit geçirmenizi
diliyorum...
İsmail Bahtiyar
TPJD Yön. Kur.
Başkanı